Soru, İstek ve Görüşlerinizi info@tablo.net.tr adresine ulaştırabilrisiniz...
Kategoriler
Nazmi Ziya Güran


Nazmi Ziya Güran



(d. 1881 Aksaray İstanbul 1937), Türk ressam.



Taha Toros, NAZMİ ZİYA GÜRAN adlı yazısında sanatçının Fatih Sultan Mehmed'in hocası "Molla Gürani"nin soyundan geldiğini O dönemden itibaren İstanbul'un kalburüstü ailelerinden oluşan bu soydan gelenler, daha çok, devlet hizmetinde görev aldığını yazmaktadır. "Taha Toros, Ayın Sanatçısı :NAZMİ ZİYA GÜRAN,.antikalar.com/v2/"Nazmi Ziya'nın babası Ziya Bey ilk nüfus genel müdürlerindendi.



Nazmi Ziya, İlköğrenimini İstanbul Vefa Özel Şemsülmaarif adlı bir okulda tamamladı. Vefa İdadisi (Vefa Lisesi) ardından da Mülkiye Mektebi’nde öğrenim gördü. Çocukluğundan beri sanata düşkünlüğü olan Nazmi Ziya, Sanayi-i Nefise Mektebi Ali’si (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi)’nde öğrenimi sürdürmek istedi. Daha ilkokuldayken; zamanının büyük bir kısmını resim yaparak geçiren sanatçı, resim öğretmeni olan amcası Binbaşı Hasip’den ders almaya başlar. Güran’ın babası ise; kendisi gibi üst düzey bir devlet memuru olmasını istediği oğlunun resme olan ilgisinden endişe duymakta ve kardeşinin Nazmi Ziya ile görüşmesini dahi istememekteydi.



Ancak ailesi onun bu isteğine karşı çıktı. Resim öğretmeni amcası Binbaşı Hasip’ten ders aldığı öğrenilince engellendi. 1901 yılında Mülkiye Mektebi’nden mezun oldu. Aynı yıl babasının ölümü üzerine kendi kararını verebilecek duruma gelince 1902 yılında Sanayi-i Nefise’mektebi’ne kaydoldu. Ancak, okulda Osman Hamdi Bey yönetiminde Salvatore Valery, Varniya ve Osgan Efendi gibi hocaların verdikleri eğitime uyum sağlamada ciddi sıkıntılar yaşadı. Ders aldığı ve manzara (Peyzaj) resimleriyle tanınan Hoca Ali Rıza’nın Hertürlü etkiden kaçınması ve sadece doğaya yönelmesi konusundaki telkinleri akademideki uyumsuzluğun nedenleri arasında sayılabilir. Nazmi Ziya'yı biri Türk, biri Fransız olan iki sanatkâr etkiledi. İlk hocası olan Ali Rıza Bey, ona, bu mesleğin soyluluğunu aşıladı. Sanayi-i Nefise Mektebi'ndeki hocalardan Warnia, Vallery gibi ünlü ressamların öğrencisi oldu.



Nazmi Ziya 1905 yılında İstanbul'a gelen Fransız ressamı Paul Signac'ın Haliç'teki çalışmalarını -Sanayi-i Nefise talebeliği sırasında izleme fırsatı buldu.Signac'ın 1905 yılında İstanbul'a gelişinde, Haliç'ten cami resmi yapılırken yukarıda belirttiğimiz gibi, Sanayi-i Nefise öğrencilerinden Nazmi Ziya izin alarak onun çalışmalarını izlemiştir. Signac'ın İstanbul'daki çalışmaları onu çok etkilemiş, dünyanın sanat merkezi olan Paris'e gitmeyi, iyice aklına koymuştu. ( Taha Toros, Ayın Sanatçısı :NAZMİ ZİYA GÜRAN,.antikalar.com/v2)



Akademide öğrenciyken, İstanbula gelen ve kendisi ile tanışma fırsatı bulduğu Fransız Neo-Empresyonist ressam Paul Signac’ın etkilerini değerlendirecek yeterli veri bulunmamaktadır. Etkiler hangi kaynaktan gelirse gelsin; sanatçının daha akademide öğrenci iken eğitimi verilen sanat anlayışıyla ciddi bir çatışma yaşadığı anlaşılmaktadır. Nitekim: Eğitim kurallarına uymadığı gerekçesiyle hocası Valery tarafında şikayet edildi. 1907 öğretim yılı diploma sınavında resimleri Osman Hamdi Bey tarafından beğenilmeyerek mezuniyeti bir yıl gecikti.



1908 yılında mezun olan sanatçı aynı yıl kendi olanaklarıyla Paris’e gitti. Burada kısa bir süre Academie Julian’da Marcel Bachet ve Royer’in atölyesinde çalıştıktan sonra Ecole National Supérieur’da eğitimini sürdürdü. Cormonn’un atölyesindeki çalışmalarından artta kalan serbest zamalarında açık havada resim yaparak zamanını değerlendirdi. Bu arada Hoca Ali Rıza'nın kimseden etkilenmemesi yönündeki, hayatı boyunca sadık kaldığı öğüdünü aklının bir köşesinde tutarak müzeleri gezmekten geri kalmadı. Louvre Müzesi'nde iki ay çalışarak Antoine Coypel'in Democrite Başı kopyasını yaptı.Özel kabiliyeti, Akademi'den aldığı sanat ışığının birleşimiyle oradaki değişik atölyelerde çalıştı. Bu arada Signac'la da buluştu. Viyana'ya ve Berlin'e kadar uzanarak resim sanatı alanındaki görgü ve bilgisini zenginleştirdi.





1911 yılında atölye arkadaşı olan Fransız asıllı Marcel Chevalier ile evlenen sanatçı, yurt dışında bulunduğu süre içerisinde aynı zamanda Almanya ve Avusturya'yı ziyaret etti. ( http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/sanat/116-calli_kusagi__ressamlari_tablolari.html ) 1914 yılında yurda döndü. Hemen ardından İzmir Muallim Mektebi Müdürlüğü ve İstanbul İl Tedrisat Müfettişliği gibi görevlerde bulundu. Bu sırada savaşın nefesi tüm Avrupa'da hissedilmektedir. Mütareke yıllarında ailesinin geçimini sağlayabilmek için arkadaşlarıyla Çamlıca'da tavuk çiftliği kurmak ve kunduracılık yapmak gibi girişimlerde bulundu.



1918 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi’ne Müdür oldu. 1921’e kadar süren müdürlüğünün ardından 1925 yılında iki yıl daha müdürlük görevinde bulundu. 1909 yılında kurulan, ilk adıyla Osmanlı Ressamlar Cemiyeti, sonraki adıyla Güzel Sanatlar Birliği içerisinde yer alıp onların 1916 yılından itibaren her yıl düzenli olarak gerçekleştirdikleri sergilere katıldı. Nazmi Ziya, Akademi'deki hocalığı ve devletten aldığı resmi siparişleri yerine getirmekten arta kalan zamanlarında doğayla başbaşa kalarak açık havada manzara resimleri üretmeye devam etti.

Kişisel sergilerin son derece sınırlı olduğu bu dönemde sanatçı, ancak 1937 yılında Akademi'de düzenlenen kapsamlı sergi sayesinde bu imkânı bulabildi.


Resim, heykel, tezyini sanatlar, afiş ve tarihte Karagöz konulu beş ayrı bölümden oluşan serginin resim bölümü sadece sanatçıya ayrıldı. Büyük bir heyecanla çalışmaya koyuldu, resimlerini o sıcak yaz günlerinde kendi elleriyle taşıdı, 300'e yakın resmini yerleştirmek ve asmakla titiz bir şekilde uğraştı. Bu heyecan ve yorgunluk, 17 Ağustos 1937 günü açılan ve 35 yıllık sanat hayatını ortaya koyan büyük bir sergiyle sonuçlandı. Ancak, aynı zamanda sanatçının bitkin düşmesine yol açtı. Sergi henüz kapanmadan 11 Eylül 1937 tarihinde gelen bir kalp krizi ölümüne neden oldu.




SANATÇI KİŞİLİĞİ



1914 sonrası Çallı Kuşağı denilen ressamlar grubumuız içinde sayılan Nazmi Güran bu kuşağa mensup ressamlarımızla birlikte anılan ressamlarmızdan birisidir. Nazmi Ziya Güran Türk resim sanatı tarihinde ilk izlenimci ressamımız olarak kabul edilmektedir. http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/sanat/117-cumhuriyet_d%C3%B6nemi_resmi_ve_resim_topluluklari.html

Resim sanatındaki kişliliğini hocası Ali Rıza'nın telkinleriyle " kimsenin etkisinde kalmadan resim yapmak" felsefesi üzerinde kurmaya çalışmıştır. Nazmi Ziya yaşarken de takdir görmüş bir ressamdır. Türkiye'ye ziyarete gelen Afgan Kralı Emanullah Han onun bir resmini satın almıştır. Bu hadise bile onun sanatçı kimliğini ortaya koyması bakımından önemli olsa gerektir.


Taha Toros onun sanatçı kişiliği hakkında şu değerlendirmelerde bulunur. "Zaman zaman toplumdan uzak, köşe bucak yaşamış, iç sıkıntısını tabiatla başbaşa kalarak ve göz alıcı tablolar yaparak gidermiş, bu alanda fırçası, ona en yakın gönül arkadaşlığı yapmıştır. Nazmi Ziya en çok tabiatı tuvale geçiren bir ressam olarak tanınır. Çok erken kalktığı, tabiatla başbaşa kalarak güneşin doğuşunu beklediği bilinmektedir. Onun kadar yeşilliği, ağaçları ve güneşin bunları okşadığı anları tespit edebilen ressam pek azdır. Nazmi Ziya son yıllarını Süleymaniye'deki, planını kendi çizdiği, yapımında bir inşaat işçisi gibi çalıştığı konak yavrusunda geçirmiştir. Salkım salkım çiçekler bu konağın duvarından sokağa bakan bekçiler gibiydi. Kendinin hem komşusu, hem talebesi olan Arif Kaptan bir yazısında ona ait anıları çok güzel anlatır. Nazmi Ziya bu öğrencisine şunu söylemiştir: "- Sanat hiçbir zaman fena yürekli insanların harcı değildir."



Nazmi Ziya'nın sanatçı kişiliği hakkında Sultan Abdülmeciti'in de güzel bir değerlendirmesi vardır. Son Halife Abdülmecid Efendi bilindiği üzere, büyük bir ressam ve aynı zamanda sanat konularında görüşlerine değer verilen bir eleştirmendir. 1921 Sergisi'ne katılan Nazmi Ziya Bey'in eserleri için şöyle diyor:



"Nazmi Bey, eserlerinde pek ciddidir ve sanatına hâkim ressamdır. Onun Üsküdar'da bir sabahı temsil eden tablosu cidden müstesnadır ve güzeldir. Öyle zannediyorum ki yalnız bu tablo bile, ressamı daima yaşatacak bir sevimliliğe maliktir." Taha Toros, Ayın Sanatçısı :NAZMİ ZİYA GÜRAN,.antikalar.com/v2/



Celal Esad Arseven'in "Sanat ve Siyaset Hatıralarını" kitabında hocası Nazmi Ziya hakkında şunları yazmaktadır.



" Empresyonist tarzda memleketin en ileri gelen ressamlarından olan Nazmi Ziya İlk dersi ressam Ali Rıza Bey'den almış ve Paris'te Corot'nun atölyesinde çalışarak resmin bütün inceliğini anlamış ve onun sonuna erişilmez bir deniz olduğunu idrak etmişti. O, artık tabiattaki eşyanın şekil ve renginden ziyade, güneş ve ışığın her an değişen cilvelerini kavrayabilmek ve onu tespit ederek ebedileştirmek istiyordu.



Cezanne'ın dediği gibi: O, tabiatın en büyük hoca olduğu inancındaydı. Bundan dolayı, hep tabiatta çalışır fakat o manzarayı kendi ruhunun adesesinden geçirerek ona, herkesin göremediği sırları gösterirdi.

Sanayi-i Nefise'ye girmek ve resim öğrenmek için babasının engeli ile karşılaşmıştı. Hatta Sanayi-i Nefise Mektebi'nde empresyonizme doğru gittiği için, hocası Vallery onunla epeyce alay etmiş ve onu bu yoldan çevirmeye çalışmıştı.


Bu engeller onun en kudretli bir empresyonist olmasına mani olamadı. Onunla çok anlaşıyor ve ekseriya birlikte çalışıyorduk. Onun beğendiği ressamlardan biri de Çallı İbrahim'di. O da ara sıra Nazmi Ziya'nın atölyesine geliyordu."



Okul yıllarında Akademik eğitimin gerekliliğini ve iyi desen çizmenin zorunluluğunu bilen sanatçı; her ne kadar, okul içinde geleneksel tekniğin dışına çıkmamaya çalışsa da; kendine kalan zamanlarda daha çok sevdiği açık havada manzara yapma uğraşını sürdürmüştür. Sanatçı, manzaralarında gösterdiği izlenimci tavrı, az sayıda bulunan figür çalışmalarında tercih etmemiştir. 1910 yılına tarihlenen sanatçının “kendi oto portresi” ve yine aynı yıla tarihlenen, Fransız eşi “Marcelle Chevallier”i resimlediği iki portre” sanatçının desene ve ayrıntıya önem verdiği resimlere örnek olarak gösterilebilir.



Güran’ı döneminin diğer sanatçılarından ayıran özelliği, bütün eserlerinde izlenimciliği yetkin bir şekilde uygulayışından gelmemektedir. Güran, Paris’e 1908 yılında gitmiştir. Bu yıl bizi Henri Matisse’in başını çektiği Fovizm’in ve Pablo Picasso’nun analitik kübizminin sarsıntıları içerisindeki Paris sanat çevresine götürmektedir. Sözü geçen akımlar Hoca Ali Rıza’nın “Doğadan başka hoca yoktur” görüşüne yaşamının sonuna dek bağlı kalan Güran için çokta anlam ifade etmemektedir. ( Seda Bozdemir,Nazmi Ziya Güran,w.lebriz.com/pages/lsd.as)



Nazmi Ziya'nın sanatçı kimliği hakkındaki son sözleri kendisine ait şu sözüyle bitirelim “Yönüm Mihrabım Her Zaman Güneş, Kitabım Her Zaman Doğa”

Resimler
Osman Hamdi Bey
Osman Hamdi Bey
HULUSİ MERCAN
HULUSİ MERCAN ( 1913 - 1988 )
A dan Z ye isim listesi
D Ü N Y A C A Ü N L Ü R E S S A M L A R
© Tüm hakları tablo.net.tr sitesine aittir
Web Tasarım Garantimedya